Perşembe 4 Haziran 2026 - 13:22
İran Milletinin Büyük Hareketinin 9 Stratejik Özelliği / 15 Hordad (5 Haziran) Neden İran'ın Zirvesinde Dalgalanan Bir Bayraktır?

Havza / İlim Havzaları Müdürü Ayetullah Arafi 15 Hordad kıyamı ve İmam Humeyni'nin rıhletinin yıldönümü münasebetiyle önemli bir mesaj yayımladı.

Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre İlim Havzaları Müdürü Ayetullah Ali Rıza Arafi'nin, şanlı İslam İnkılabı ve hareketinin başlangıcı olan 15 Hordad 1342 (5 Haziran 1963) kıyamının ve İmam Humeyni'nin (r.a.) 14 Hordad 1368 (4 Haziran 1989) tarihindeki vefatının yıldönümü münasebetiyle yayımladığı analitik ve stratejik mesajının tam metni şöyledir:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Allah'ın salât ve selâmı Muhammed'e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt'ine, özellikle de âlemlerdeki Bâkiyetullah'ın (ruhumuz ona feda olsun) üzerine olsun.

Gadir-i Hum bayramını ve ilahi velayet bayramını tebrik ediyor; Merhum İmam'ın (kuddise sirruh), Şehit İmam'ın (rıdvanullahi aleyh) ve İslam İnkılabı'nın onurlu şehitlerinin, özellikle de Üçüncü Savaş ve Savunma'nın (r.a.) aziz şehitlerinin temiz ruhlarına selam gönderiyorum.

Hordad (Mayıs-Haziran) ayı, şanlı İslam İnkılabı tarihinde, kader belirleyici olaylarla dolu, birçok sırlar, gizemler, öğretici dersler ve kalıcı ibretlerle harmanlanmış büyük hadiselerin sergilendiği bir aydır. Bu bağlamda, tarihi, hassas ve kader belirleyici iki olay, İran'ın ve İslam dünyasının tarihi hafızasından asla silinmeyecektir:

İslam hareketinin ve inkılabının başlangıcı olan 15 Hordad 1342 (5 Haziran 1963)

İmam Humeyni'nin (r.a.) vefat yıldönümü olan 14 Hordad 1368 (4 Haziran 1989).

Merhum Yüce İmam (r.a.) 15 Hordad'ı o günden itibaren genel yas günü ilan etti ki bu günü "İslam, bağımsızlık ve özgürlük" sloganıyla İran'ın ve dünyanın zirvesinde dalgalanan bir bayrak haline getirsin. Büyük İran milletinin bu muazzam hareketinin (kıyamının) pek çok özelliği vardır:

Birincisi: Denklemleri Değiştiren Şaşırtıcı Bir Olgu

Bu ilahi ve halkçı hareketin özelliklerinden biri, o dönemin tasvirlerinin, denklemlerinin, analizlerinin, bilimsel ve siyasi teorilerinin ötesine geçerek, o döneme hakim olan düzeni ve denklemleri sarsması; küresel, bölgesel ve ulusal olmak üzere üç düzeyde köklü ve şaşırtıcı bir değişime zemin hazırlamasıydı:

Küresel düzeyde 15 Hordad, dünyanın Doğu ve Batı kutuplarının esaretine düştüğü ve insanlığın ne yöne giderse gitsin, sonunda kendini materyalist felsefenin, ateist ve liberal demokratik düşüncenin, semadan ve maneviyattan kopuk ekollerin pençesinde bulduğu bir çağda ortaya çıktı. O dönemde dünya, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan acımasız ve kan emici küresel güçlerin hegemonyasını, yeni ve neo-kolonyalizmin karmaşık biçimlerini, ülkelere ve özgürlük arayışındaki insanlara yönelik amansız saldırıları iliklerine kadar hissediyordu. O günler; maddi, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışıltısının rahatlık, refah ve bir sarhoşluk yarattığı, ancak aynı zamanda ahlaki, manevi ve kutsal temelleri sarsan fırtınaların estiği, dünyada zulüm, baskı, yağma ve yıkım tohumlarının saçıldığı günlerdi.

İşte bu ateizm, materyalizm, zulüm, adaletsizlik ve dünyayı saran karanlığın ortasında, 15 Hordad'ın nuru Feyziye'den (Feyziye Medresesi), ilim havzasından ve İran'dan parladı; insanlığa yeni ufuklar gösterdi.

İkinci katmanda ve düzeyde 15 Hordad; bölgenin ve İslam dünyasının müstekbirlerin ve onların paralı askerlerinin egemenliği altında can çekiştiği, topraklarının işgal edildiği, zenginliklerinin yağmalandığı, özgürlükçü hareketlerin ve kurtuluş örgütlerinin çeşitli felsefe ve ideolojilerle umutsuzluğa ve hüsrana uğradığı, pasifliğin, karamsarlığın, çöküntünün ve sessizliğin bölgenin ve İslam ümmetinin üzerine çöktüğü bir dönemde gerçekleşti. Bölge devletleri ya bağımlı paralı askerlerdi ya da korkmuş ve çaresizdiler. İslam dünyasına geri kalmışlık, bağımlılık, zillet, aşağılanma ve ihtilaflar hakimdi; İsrail ise sahanın galibi konumundaydı.

15 Hordad bu açıdan da İslam dünyasının ve mücadeleci, özgürlükçü akımların yarı ölü bedenine taze bir can üfledi; bu yakıcı felaketlerin tam ortasında umut alevleri yükseldi ve büyük bir uyanış getirdi.

Üçüncü açıdan ise 15 Hordad, aziz İran'ın tarihi boyunca yaşadığı en zor ve en acımasız evrede filizlenip boy verdi. İran, İkinci Dünya Savaşı sırasında savaşta tarafsızlığını ilan etmesine rağmen derin yaralar almıştı. Büyük Meşrutiyet Hareketi hüsranla sonuçlanmış, Pehlevi istibdadının ağına düşmüş, Kaçar istibdadından daha yakıcı bir esarete mahkum olmuştu. Milli Petrol Hareketi'nden fayda sağlayamayarak 28 Mordad'ın (19 Ağustos) kara ve utanç verici darbesine maruz kalmış, tüm onuru, bağımsızlığı ve özgürlüğü yağmalanmıştı. Ayrıca tüm halk hareketleri ve isyanlar acımasızca bastırılmış, bütün siyasi ve toplumsal akımlar marjinalize edilmişti. Ölüm, solgunluk, umutsuzluk ve korku tozu herkesin ve her yerin üzerine serpilmişti. İşte o anda, aniden bir kıvılcım çaktı, bir ışık parladı; 15 Hordad, İmam'ın, onun yol arkadaşlarının, yiğit ve cesur İran milletinin, havza ve üniversite aydınlarının öncülüğünde umut ve hareket yarattı, yeni ufuklar açtı.

15 Hordad; bu karmaşa, çöküş ve çaresizliklerin ortasında, müstekbirler ile mustazafların devasa güç gösterisinin yaşandığı savaş alanında, hak ve batılın bu medeniyetler arası yüzleşmesinin tam kalbinde, Batılı düşünce, ekol ve materyalist fikirlerin hakimiyetinin merkezinde, umutların umutsuzluğa dönüştüğü bir zamanda kendini gösterdi. Umut, özgüven, mücadele, cihat, kurtuluş ve özgürlük arzusu kültürünü milletin, ümmetin, dünyanın ve gençlerin kalbinde canlandırıp yeşertti; dünya denklemlerini yavaş ve kademeli bir şekilde değiştirdi. Bu yeni doğan devasa hareket; ilahi bir mucize, gaybi bir yardım ve Yüce İmam ile köklü, kadim, bilge, dindar ve cesur İran milletinin eşsiz bir güç gösterisiydi.

İkincisi: Hareketin İslami Temeli

15 Hordad hareketi, dünyadaki, bölgedeki ve İran'daki geçmiş hareketlerin tecrübelerinden yararlanmış ve çağdaş İran tarihinin, Tütün, Meşrutiyet ve Petrolün Millileştirilmesi hareketlerinin evrimsel bir aşaması sayılmış olsa da; onun asıl özü ve kökleri İslam'da, Yüce Peygamber'in (s.a.a.) ve onun pak Ehl-i Beyt'inin (a.s.) üstün öğretilerinde ve özellikle de Hüseyni Aşura'da (a.s.) ve İntizar ile Mehdeviyet'te (a.f.) aranmalıdır. Bu hareketin temeli, yüce Kur'an'dan, Yüce Peygamber'in (s.a.a.) ve onun pak Ehl-i Beyt'inin (a.s.) sünnetinden kaynayan saf İslami düşünce ve marifetti. İran ve dünyadaki çağdaş devrimler ve hareketler arasında bu devasa kalkışma; başlangıcından itibaren tüm rükünleri ve boyutlarıyla saf İslami düşünce üzerine inşa edilmiş bir olgudur.

Üçüncüsü: İslam'ın İçtihadî, Akılcı ve Cihadî Yorumu

15 Hordad; İslam'ın, Kitap ve Sünnet'in içtihadî yorumuna, İslam'ın doğru ve kapsamlı okumasına dayanır; eklektik, Batı özentisi, sözde aydınlanmacı yorumlardan ve İslam'ın yobaz, dar görüşlü okumalarından uzaktır. Milleti harekete geçiren inkılabın itici gücü, İslam'ın işte bu doğru, kapsamlı ve cazip yorumuydu. İslam'ın yanlış, yüzeysel, liberal ve gerici yorumlarının sunulduğu bir çağda İmam Humeyni (r.a.); saf ve Muhammedi (s.a.a.) İslam'ın ictihadî, köklü, muteber, kapsamlı, cazip, akılcı, inkılabî ve işlevsel bir yorumunu sundu.

Dördüncüsü: Dini Merciiyet ve Velayet-i Fakih

15 Hordad; dini merciiyetin ve Velayet-i Fakih'in merkeziliğine, bilge, adil ve cesur rehberlerin yönlendirmesine dayanır. Özü, hikmete, fıkhın şartlarına ve özelliklerine olan inanç ile bağlılıktır. Bu temel eksen, mücadelelerin özgünlüğünde ve sürekliliğinde eşsiz bir rol oynamıştır.

İsyanların ve hareketlerin temel zaaflarından biri, saf İslami düşüncelere itibar edilmemesi, doğru bir yorumdan yoksun olunması ve özellikle de dini merciiyet ve Velayet-i Fakih ile sistematik bir bağın bulunmamasıydı. Dini demokrasi ve Velayet-i Fakih teorisi, bu meseleye son noktayı koydu. İmam'ın (r.a.) ve ardından Şehit Rehber'in (r.a.) velayet ve rehberlik nurlarının parlamasıyla ve İslami hareket ve inkılabın coşkusuyla, büyüme, yücelme ve mücadele yolu aydınlandı ve meyvesini verdi. Allah'ın lütfuyla bu yol, Velayet-i Fakih'in sürekliliğinde, yeni rehberliğin önderliğinde ve büyük İran milletinin himmetiyle inşallah daha da serpilecektir.

Beşincisi: Halkın İlahi Uyanışı ve Dini Demokrasi

15 Hordad Hareketi, aydınların, üniversitelilerin, havza mensuplarının ve toplumun önde gelen siyasi ve sosyal şahsiyetlerinin rol almasından faydalanmış ve onlardan destek almış olsa da her şeyden önce ve en çok halk kitlelerinin, milletin ta kendisinin ve gençlerin omuzlarına dayanmaktaydı. Halkın ve gençlerin coşkun dalgaları, dini gayretleri ve toplu uyanışları (bişey), bu hareketin üretici kaynağı ve itici gücüydü. Mücadelelerin yönteminde ve tarzında kendini gösteren şey halk tabanlı kültürün bu ruhuydu ve istibdatla yüzleşmede, iktidarın sürdürülmesinde ve üretilmesinde yeni bir söylem yarattı; Allah'ın lütfuyla bugüne kadar da devam etmektedir. İslam İnkılabı'nın ve onun rehberliğinin sanatı, bu ulusal coşkuyu, İran ve bölge halklarının inkılap ve hareketin ideallerini ilerletmedeki rolünü, üç boyutta (sahada varlık gösterme, destan yazma ve sokak eylemleri) ve aynı zamanda dini demokrasi ve İslam Cumhuriyeti makro teorisi ile mikro ve makro yönetim alanlarında sistematik hale getirmesiydi.

Altıncısı: Makro ve Medeniyet Odaklı Yaklaşım

İslam İnkılabı ve hareketinin temel özelliklerinden biri; İslam'a yönelik kapsamlı, makro, sistemli ve medeniyet kurucu bir bakış açısına dayanması, bu zorlu yolu kat etmede milletin, üniversite ve havza aydınlarının, ruhaniyetin yeteneğine olan inancıydı. İslam tarihinde ve bölgede, İslam'a dair yüzeysel, tek boyutlu, dar açılı ve dağınık yorumların pek çok örneği vardır ve bunlar büyük felaketlere yol açmıştır. İslam'a yönelik bu köklü ve derin bakışın tohumları Allame Tabatabai (r.a.), Şehit Mutahhari (r.a.), Şehit Sadr (r.a.) gibi büyük düşünürler ve İran'daki, İslam dünyasındaki, havzalardaki çağdaş âlimler tarafından, özellikle de İmam Humeyni (Allah makamını yüceltsin) ve Şehit İmam Hamaney (Allah ondan razı olsun) tarafından atılmış, meyvesini vermiş, İslami inkılap ve direniş hareketinde tecelli etmiştir. Öte yandan, bu düşünceye olan inanç ve bu yoldaki direniş, milletin, gençlerin, Allah yolundaki mücahitlerin, inkılabî yöneticilerin, cihadi komutan ve askerlerin gayretleriyle yayılmıştır. İran, İslam dünyası ve mustazaflardan oluşan güçlü bir cephe oluşturma umudu şekillenmiş, bu yeni gücün ve modern medeniyet inşasının öncü işaretleri görünmüştür. Şimdi ise dünya, insanlığın ve İslam'ın düşmanlarının İran ve İslam ümmetine karşı yürüttüğü Üçüncü Savaşta, İslami hareketin, inkılabın ve direnişin yükselişinin dönüştürücü bir aşamasına tanıklık etmektedir.

Yedincisi: İran'a, İslam Ümmetine ve Dünya Mustazaflarına Kapsamlı Bakış ve Uluslararası Yaklaşım

15 Hordad Hareketi, yolun aktif öncüsü olan bir üs olarak İran'ın özgünlüğünü, bağımsızlığını ve onurunu vurgularken; aynı zamanda İslami kimlik üzerinde, İslam ümmetinin konumu üzerinde, dünya mustazaflarının müstekbirlere karşı ayaklanması üzerinde ve insanlığın makro meselelerine ve çıkarlarına önem verme üzerinde durarak kendi küresel ve uluslararası özünü, medeniyet odaklı yaklaşımını ortaya koydu. Bu makro, ileriye dönük ve medeniyet kurucu bakış, başından beri İmam Humeyni'nin (r.a.) Feyziye'deki konuşmalarında yankı buldu, İslam İnkılabı'nda yeşerdi ve şehit önderimiz ve rehberimiz (r.a.) her zaman bunun üzerinde ısrarla durdu. İslam İnkılabı ve hareketi söylemi, hem İran'ın onuruna, büyüklüğüne ve birliğine, vatanın görkemine, bağımsızlığına ve özgürlüğüne önem verir; hem de İslam ümmetinin ve muhtaç insanlığın yüce çıkarlarıyla ilgilenir. İran'ın ulusal çıkarlarını dinamik ve küresel bir perspektif ışığında arar.

Sekizincisi: Hareketin Sürdürülebilirliği 

15 Hordad hareketinin dayanıklılığı ve devamlılığı, bu büyük ilahi ve halkçı hareketin en büyük özelliklerindendir.

15 Hordad, kendi yolunda dehşet verici baskılarla karşılaşmış, boğucu atmosferlerin, sürgünlerin, zindanların ve şehadetlerin zorlu koridorlarından geçmiş olsa da asla sönmemiştir. Bilinçli ruhaniyet, şuurlu üniversiteliler, cesur ve basiretli millet ve gençler bu meşaleyi hep yanık tuttular. Yavaş yavaş içinden İslam İnkılabı'nın, İslami sistemin ve İslami direnişin fışkırdığı bir yanardağa dönüştü. Yüce Allah'ın yardımıyla bu onur, bağımsızlık ve yeni medeniyet inşası yolu devam edecek, onun yeni tezahürleri ve yeni çehreleri gün yüzüne çıkacaktır.

Bu içten doğan ve halka dayanan uyanış (bişey), inkılabın çeşitli aşamalarında defalarca yenilenmiş ve büyümüştür. Şu anda Üçüncü Kutsal Savunma'da onun evrimsel aşamasına tanık oluyoruz. Bu dayanıklılık ve direniş, sahada, sokaklarda ve çeşitli alanlarda sürdürülmelidir.

Dokuzuncusu: Ümmet ve İmam'ın Özelliklerinin Aynası Olması

Her olgunun özellikleri, onu meydana getirenlerin çehresinde aranmalıdır. Bu hareketin destan yazanları, bir yanda köklü ve tarihi bir geçmişe sahip olan; bilgelik, medeniyet inşası, imani coşku, dini gayret, destansı ruh ve Aşura kültürü gibi özellikler taşıyan büyük İran milletiydi. Bu milletin erkekleri, kadınları ve özellikle de başı dik gençleri, bu inkılap ve hareketin öncüleri ve onurlu mücahitleri, inancın, direnişin, cesaretin ve sadakatin en yüksek tezahürlerini sergilemiş ve bu ilahi ahdin üzerinde sağlam durmuşlardır. Diğer yanda ise bu inkılabın ve nurlu hareketin mimarı, tek başına bir ümmet olan, sayısız faziletleri ve kemalleriyle bir efsane haline gelen o büyük İmam, o mücahit Humeyni vardı. O, iç ve dış acımasız ve kan dökücü tağutlarla mücadele denizine korkusuzca, ihlasla, güçlü bir şekilde ve mazlumca daldı; o kadar gücün ve gürültünün karşısında korkmadı. Onca korkutucu ve umut kırıcı işaretler karşısında geri adım atmadı, umutsuzluğa kapılmadı. Yüksek ufuklara ve aydınlık geleceğe bakarak, Allah'a tevekkül edip O'na sığınarak bu binanın mimarisini ve bu yeni hareketin liderliğini üstlendi. Onun yüce düşüncesi, yüksek himmeti, derin vizyonu ve ufuk açıcı tedbirleri yeni bir dünya inşa etti; hareketi, inkılabı, sistemi ve İslami direnişi ortaya çıkardı ve dünyada zulüm karşıtlığının coşkun dalgalarını yaydı. Bu yol, onun salih halefi Şehit Rehber İmam Hamaney (r.a.) tarafından sürdürüldü ve yüceltildi. Yüce Allah'ın yardımıyla bu dönemde de İslam İnkılabı'nın Yüce Rehberi Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney (Allah gölgesini daim etsin) tarafından ileriye taşınacaktır, inşallah.

Aziz İmam Humeyni'nin (r.a.) vefatının 37. yıldönümünde ve 15 Hordad'ın 63. yıldönümünde, büyük İran milletinin, güçlü silahlı kuvvetlerin ve İslami direnişin Üçüncü Savaşı ve Kutsal Savunması'nın ardından; Büyük İmam'ı (r.a.), Şehit Rehber'i (r.a.) ve yüce şehitleri (r.a.) anarak, bu nurlu yolun devam etmesi, yüce İslami ideallerin gerçekleşmesi, büyük İran milletinin daha fazla parlaması ve İslam ve ümmetin zaferi için hepimiz sayılan özelliklerin korunması üzerinde ısrarla durmalı, aşağıdaki stratejik noktaları önemli görerek harekete geçmeliyiz:

A) Toplumun ve gençlerin yeni ortaya çıkan ihtiyaçlarına ve güncel gereksinimlerine dikkat etmenin, yeni soru ve taleplere cevap verme zorunluluğunun yanı sıra; 15 Hordad hareketinin özgünlüğü, kimliği ve saflığı, İslam İnkılabı'nın yüce söylemi, mukaddes şehitlerin idealleri ve İmam Humeyni (r.a.) ile Şehit İmam Hamaney'in (r.a.) düşünce ve rehberlikleri korunmalıdır. Önümüzdeki aşamalarda direniş ve ilerleme zincirinin tamamlanmasını herkes kendi temel çabası haline getirmelidir.

B) 15 Hordad'ın devamı için, İslam ile küfrün mevcut ve çok boyutlu savaşının, mustazaflar ile müstekbirler arasındaki topyekûn yüzleşmenin adresleri bilinmelidir. Bu, onur, bağımsızlık, şeref ve özgürlük üzerine kurulu bir savaştır ve bu savaşta zafer kazanmak için İslami kültüre, ilerlemeye, adalete ve direnişe vurgu yapılmalıdır. Siyaset yapıcı yetkililer ve kurumlar; planlama, uygulama ve yönetimde, bu söyleme ve siyasetteki, ekonomideki, güvenlik ve kültürdeki koşullara uygun olarak halk için alanı açmalıdır. İslami düşünceyi, özgüven kültürünü ve akıllı, cesur direniş stratejisini temel almalıdır. Aziz millet, şerefli gençler ve İslam ümmeti kutsal birliktelikleri ve ilahi uyanışlarıyla ileriye atılmalıdır. Bu sahada donanımların, yazılımların, programların ve teçhizatların sürekli olarak yeniden tanınması, yolun güç ve sermayesinin yeniden inşa edilmesi bir zorunluluktur.

C) İdrak, bilişsel ve yumuşak savaşta; anlatılar ve temsiller sahasında, ulusal ve küresel düzeyde alanın yeniden düzenlenmesine ve sahnenin yeniden mühendisliğine acil bir ihtiyaç vardır. Düşmanlar en azından şu eksenlerde aktiftir:

   1. Toplumun ve gençlerin epistemolojik, manevi ve basiret temellerini yıkmak; İslami kültürün tüm esaslarına, yerel ve milli kültürün ilkelerine, otantik İslami ve İrani yaşama saldırmak.

   2. Zalim ve yıkıcı Pehlevi rejiminden ABD ve onun paralı askerlerine kadar, İran ve İslam düşmanlarının zayıflıklarını ve ihanetlerini küçümsemek ve onların utanç verici kara lekelerini temize çıkarmak.

   3. İnkılabın, İslami sistemin ve büyük İran milletinin çeşitli alanlardaki muazzam başarılarını küçümsemek.

   4. Düşmanların başarılarının güçlü yönlerini abartmak ve uydurmak.

   5. Ülkenin programlarındaki muhtemel ve zayıf yönleri abartmak.

Bunun sonucunda da milletin ve gençlerin umutlarını, inançlarını ve direnişini zayıflatmak; adaletin, onurun ve özgürlüğün feryadını susturmak, İslami medeniyet ve düşünce nurlarının parlamasını engellemek adına, şeytanların İran'ın ve İslam'ın tüm kimliğine ve özgünlüğüne yönelik bu amansız saldırılarını sürdürmek.

Bu komplolar ve şeytanlıklar karşısında, bir yandan havza ve üniversite aydınları ile kültür, ekonomi ve siyaset yetkilileri sahayı yeniden inşa etmeli ve düzenlemelidir. Diğer yandan düşünce, kültür, sanat ve medya erbabı, ilgili yerli ve uluslararası kurumlar ve özellikle inkılaba bağlı üniversiteliler, motivasyonu yüksek havza mensupları ve bilinçli din adamları, gayretli ve inançlı gençler ile kudretli Besicîler; bu fikrî, idrakî ve bilişsel sahada, analiz ve anlatılar savaşında, fikirlerin mühendisliğinde yeni ve daha taze planlar öne sürmelidir. Daha fazla donanım edinmeli, daha çok teçhizat ve hazırlık sağlamalı ve bu büyük epistemolojik, fikrî ve açıklayıcı (tebyini) cihadı genişletip derinleştirmelidir. Bu konuda hepimizin görevi vardır ve eksiklikler affedilemez. Bu yolda Yüce Allah'tan yardım istenmeli, ilahi evliyalara ve Hazret-i Veliyy-i Asr'a (ruhumuz ona feda olsun) tevessül edilmelidir.

D) Üçüncü Dayatılan Savaş; hak ve batıl çatışmasının, İslam ordusu ve kuvvetlerinin Amerikan-Siyonist küfrü ve istikbarı ile karşılaşmasının zirve noktasıdır. 15 Hordad'ın, Merhum İmam Humeyni'nin (kuddise sirruh) ve Aziz Şehit Rehber'in (kuddise sirruh) yüce düşünce ve yolunun bir uzantısıdır. Aynı zamanda büyük İran milletinin, güçlü silahlı kuvvetlerin, direniş ekseninin ve tüm inkılabî politikacı ve yöneticilerin direnişinde parlayan bir noktadır. Bu dönüm noktasında aydınların, askeri ve sivil yetkililerin ve özellikle üniversiteliler ile havza mensuplarının omuzlarında ağır sorumluluklar vardır. Tüm donanımsal ve yazılımsal alanlarda, kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasi zeminlerde onların rol oynamasına, öncülüğüne, tasarımına ve sanatına ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle modern İslam medeniyetinin tasarlanması, İran İslami İlerleme ve Adalet Modeli'nin tasarlanıp uygulanması, toplumun ihtiyaçları ve İslami düşünce temelinde temel ve uygulamalı bilimlerin geliştirilmesi, İslami beşeri bilimlerin üretilmesi, bilim ve teknolojinin sınırlarında hareket edilmesi, öncü ve direniş odaklı kültür ve ekonominin temellerinin atılması, havza ve üniversitelerin bilimsel, kültürel ve eğitim-öğretim sistemlerinin yeniden inşası ve geliştirilmesi, kamuoyunun ve gençlerin ikna edilmesinde rol alınması ve nihayetinde bilimsel, ekonomik, kültürel ve açıklayıcı (tebyini) cihat alanlarında yeni şartlara uygun olarak daha fazla hareket ve dönüşüm yaratılması beklenmektedir.

E) Dünyadaki ve özellikle İslam ülkelerindeki âlimlerden, aydınlardan ve entelektüellerden, İslam düşmanlarının propaganda tuzağına düşmemeleri, bu İslam ve küfür savaşında tarihin doğru tarafında yer almaları beklenmektedir. İslam ülkelerindeki ve tüm dünyadaki büyük din âlimleri ve önderleriyle birlik olarak, İslam'a, direnişe ve İslam İnkılabı söylemine yardıma koşmaları beklenmektedir. Zira kader belirleyici anlarda sahada bulunmamak zararlı ve hasar vericidir. Aynı şekilde, uyanık bölge milletlerinin bilinçli Müslüman gençlerinden ve dünyanın basiretli ve mustazaf halklarından; İslam'ın ve bölgenin tarihinin bu hassas döneminde İslam'ın ve direnişin yanında yer almaları, modern İslami güç üretmek, İsrail ve Amerika'ya karşı zafer kazanmak ve bölgeyi Amerikan ve yabancı düşman güçlerinden kurtarmak için yeni ve eşsiz fırsatları değerlendirmeleri ve topyekûn bir cihada girişmeleri beklenmektedir.

F) Bölge devletlerine hatırlatıyoruz ki; onurunuzu, bağımsızlığınızı, şerefinizi ve haysiyetinizi Amerika'nın, İsrail'in ve yabancıların kof ve içi boş güçlerine bağlanmakta aramayın. Saflarınızı onlardan ayırın, kendi milletlerinize katılın ve yeni gelişmeleri iyi idrak edin.

Bilin ki; güçlü liderlik, silahlı kuvvetler, İslami sistem, İslam İnkılabı, direniş ekseni ile İran'ın olgun, bilge ve cesur milleti sizin ve bölge ülkelerinin iyiliğini istemektedir, sizinle dostane ve İslami İlişkiler kurmayı arzulamaktadır.

Kendinizi Allah'ın, İslam ümmetinin, kendi milletlerinizin ve güçlü İslami İran'ın öfkesinden uzak tutun. O zaman hep birlikte bölgeyi gelişmiş, bağımsız ve öncü bir hale getirebiliriz. Elbette İslami İran, düşman üsleri karşısında asla geçmiş dönemlere dönmeyecek ve paralı askerlerin ihanetlerine karşı tahammül göstermeyecektir.

Peygamberlerin, ilahi evliyaların ve yüce şehitlerin, özellikle Merhum İmam'ın (r.a.) ve Şehit Rehber'in (r.a.) ruhlarına selam göndererek; büyük İran milletine, aziz silahlı kuvvetlere, direniş eksenine, milletin hizmetkârlarına ve bilhassa İslam İnkılabı'nın Yüce Rehberine (Allah gölgesini daim etsin) başarı, onur ve gurur niyaz ediyor, İslam ordusunun müstekbirlere karşı muzaffer olmasını Yüce Allah'ın dergâhından diliyorum.

Ali Rıza Arafi

İlim Havzaları Müdürü 

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha